|
|
Yenidoğan izlemi
Çocuk aşıları
Çocuk gelişimi
Çocuk izlemi
Yenidoğan Yoğun Bakımı
Özel Avrupa Şafak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları konusuna özel önem
vermektedir.Hastanemizde konusunda en deneyimli uzmanlardan oluşan
kadrolarla,çocuklar için özel tasarlanmış ve ileri teknoloji ile donatılmış
poliklinik,yataklı servis ve yoğun bakım alanlarında tanı ve tedaviye yönelik
her türlü hizmet verilmektedir.İntrauterin yaşamdan itibaren izlenmeye alınan
bebekler,doğum sonrası nöro-motor gelişim,beslenme,aşı ve koruyucu hekimlik
programları ile takip edileceklerdir.
|
| ÇOCUK HASTALIKLARI UZMANI |
| Benim ilk bebeğim,bebeğime doğumundan hemen sonra korunması
için ne gibi işlemler uygulanıyor? |
Öncelikle şunu belirtmeliym ki;doğumunuz mutlaka tam
teşekküllü bir hastanede olmalıdır. Böylece bebeğiniz doğar doğmaz bir çocuk
hekimi tarafından ilk muayenesi yapılmış olacaktır.Bebeğinizde doğum anında
oluşabilecek komplikasyonlara müdahale şansı olacaktır.Bebeğinizin doğumdan
hemen sonra göz(antibiyotik damla ile )ve göbek (alkol veya çeşitli
dezenfektanlarla)bakımı yapılacaktır.Ayrıca son derece önemli olan,bebeği
kanamalara karşı (beyin ,barsak,vb.)koruyan K vitamini yapılacaktır.
|
| Bebeğime zeka testi ne zaman yapılacak? |
Halk arasında “zeka testi” olarak adlandırılan yenidoğan
tarama testleri 1 ile 5.günler arasında alınması gerekir.Bu testlerle
bebeklerde önlenebilir zeka geriliği yapan hastalıklar olan “hipotiroidi” ve
“fenilketonüri” hastalıkları taranmaktadır.Ayrıca son dönemlerde bir üçüncü
hastalık olan “biotinidaz eksikliği”de taranmaktadır.Bu testler için
bebeğinizin topuğundan birkaç damla kan alınması yeterlidir.Doktorunuzdan bu
testin yapılmasını mutlaka isteyiniz.
|
| Bebeğime doğar doğmaz bir aşı yapılacak mı?
|
Evet bebeğinize doğumun birinci günü hepatit B aşısı
(sarılık)yapılacak.Hepatit B aşısı ,bebek 1 ve 6 aylık olunca
tekrarlanacaktır.Böylece toplam üç kez hepatit B aşısı yapılmış
olacaktır.Ayrıca hepatit B aşısının 5 yılda bir tekrarlanması gerekmektedir.
|
| Bebeğimi ne sıklıkta doktor kontrollerine götürmeliyim? |
Bebeğinizi 1 haftalık ,15 günlük,1 aylık ve bir yaşına kadar
ayda bir doktor kontrolüne götürmelisiniz.İki yaşına gelinceye kadar 3 ayda bir
kontrollerini yaptırmalısınız.İki yaşından sonra da 6 ayda bir doktor
kontrolüne götürmelisiniz.
|
| Bebeğime hangi aşılar ne zaman yapılacak? |
BCG (Verem aşısı):ikinci aydan sonra yapılması aşıya bağlı
lenfadenopati (beze şismesi) riskini azaltmaktadır.Bununla birlikte aşı
doğumdan itibaren yapılabilir.Ailede verem geçiren yok ise altıncı aya kadar
PPD (verem için yapılan bir test)yapılmadan uygulanabilir.İlkokul birinci
sınıfta (6-7yaş ) skar (aşı yapılan yerde oluşan iz)var ise ikinci doz
uygulanır,skar yok ise PPD sonucuna göre aşı yapılır.
DPT (Difteri-boğmaca-tetanoz);ilk aşı ikinci ayda başlanarak 1-2 ay ara ile üç
doz aşı yapılır.Yan etki (ateş,tiz sesle ağlama ve havale geçirme)görülen
bebeklerde aşılama için tamamlandıktan 10-12 ay sonra (18.ayda)yapılır.İkinci
rapelin 4-6 yaşta yapılması önerilir.Bunun yapılamadığı durumlarda aşı ilkokul
birinci sınıfta (7yaş)Td (tetanoz-difteri)olarak uygulanır.Bundan sonra Td
aşısı her on yılda bir yapılmalıdır.
Polio aşısı (çocuk felci aşısı); DBT aşıları
ile yapılır.Son dönemlerde üretilen aşılarda DBT aşıları ile aynı enjektörde
yapılabilmektedir.
Hib (Haemophilus influenzae tip b-menenjit aşısı);
ilk aşı iki aylıkken yapılması önerilmektedir.İlk aşılama için kullanılan
preparata göre 2 veya 3 dozda sağlanır.Aşılamaya 6.aydan sonra başlanan
bebeklerde primer aşılama için iki doz yeterlidir.Hatırlatma dozu bir yaşından
sonra yapılır.Daha önce hiç aşılanmamış bir yaşından büyük bebeklerde tek doz
aşı yeterlidir.
Kızamık/MMR (Kızamık-kızamıkçık-kabakulak);
tüm çocuklara 9.ayında kızamık aşısı önerilmektedir.Tam doz aşılı olmak için en
az bir ay ara ile iki doz kızamık aşısı yapılmalıdır.Kızamık aşılamasına
bakılmaksızın bir yaştan sonra(15.ayda)MMR yapılması (7yaş)kızamık aşısı veya
MMR YAPILABİLİR.
Varisella (suçiçeği aşısı);
aşının 12-18 ayda yapılması önerilir.
Hepatit A;
iki yaşından sonra altı ay ara ile iki doz önerilir. Grip aşısı;altıncı aydan
sonra bir ay ara ile ikidoz yapılması önerilmektedir.Daha çok şeker
hastalığı,astım gibi süregen hastalıkları olan çocuklara önerilmektedir.Ancak
normal çocuklara da gripten korumak için yapılabilir.
|
| Alerjisi olan çocukların ailelerine bahar uyarısı. |
ALLERJİ: Vücudumuzun bağışıklık sisteminin çevremizde bulunan
ve zararlı olmayan bazı maddelere karşı aşırı şekilde ve anormal bir reaksiyon
vermesidir. Söz konusu olan maddelere “allerjen” denir. Bağışıklık sistemimiz
çevremizde bulunan ve vücudumuza burun, nefes yolları, barsaklar ve deriden
giren yabancı ve zararlı maddelere karşı yaşamı devam ettirmek için engelleyici
reaksiyonlar verir. Bu reaksiyonla bağışıklık sistemi hücreleri zararlı
maddeleri ortadan kaldırır ya da girmelerini engeller. Alerjide ise bağışıklık
sistemi bundan bir miktar farklı bir yolla ve vücut için zararlı olmayan
maddelere karşı ancak vücud için zararlı olan aşırı bir reaksiyon verir. Bu
reaksiyon allerjenin görüldüğü organda kronik bir yangı şeklinde devam eder ve
bazen geriye dönüşümsüz değişikliklere yol açabilir.
Her ne kadar alerji denilince akla deride kaşıntı, burun akıntısı ve hapşırma
gelse de allerjenin etkilediği organa göre bir çok farklı alerjik hastalık
vardır. Bunların başında alerjik bronş astımı, alerjik burun ve göz nezlesi
(saman nezlesi, bahar nezlesi ve tıbbi adıyla “rhinokonjoktivit”), besin
alerjisi, ilaç alerjisi, deri alerjisi (bebeklik egzeması, egzema ve tıbbi
adıyla “atopik dermatit”), hayvan alerjisi, böcek alerjisi ve çalışılan
ortamdaki maddelere olan mesleki alerjiler gelmektedir. Allerjenler ev içi ve
ev dışı allerjenler olarak sınıflandırılırlar. Ev içi allerjenlerinden en sık
görüleni ev tozunda bulunan “akar” denilen böceklerdir. Akarlar tüm yıl boyunca
alerjiye neden olurlar. Buna karşın ev dışı allerjenlere en iyi örnek ot, ağaç
ve çiçeklerin polenleri olup daha çok bahar aylarında alerjiye neden olurlar.
Yukarıda sözü edildiği gibi alerji vücudun bağışıklık sisteminin çevrede
bulunan allerjen denilen maddelere karşı anormal ve aşırı bir şekilde reaksiyon
vermesiydi. Bu reaksiyon alerjik bünyeye sahip kişide allerjene karşı
verilirken, aynı ortamda aynı madde ile aynı miktarda karşılaşsa bile alerjik
bünyeye sahip olmayan bir kişi bu reaksiyonu vermemektedir. Bunun temel nedeni
allerjene karşı verilen reaksiyonda anne-babadan gelen kalıtsal bir alerjik
yatkınlığın olmasıdır. Bu yatkınlığın olması nedeni ile bebeklik döneminden
itibaren çevredeki allerjenlere karşı vücut duyarlı ve reaktif hale gelmekte ve
daha sonra yineleyen karşılaşmalar nedeni ile alerjik hastalık gelişimini
tamamlamaktadır. Bunun için çevrede yeterli konsantrasyonda allerjen
bulunmalıdır. Bu nedenle alerjik hastalıklara genetik yatkınlık ve çevresel
etkenlerin bir arada bulunması ile gelişen kronik bir hastalıktır. Ailesel
yatkınlık için en önemli gösterge alerjik hastalığa sahip olan anne-babanın
çocuklarında alerjik hastalığın normal toplumdaki çocuklara göre daha yüksek
sıklıkta görülmesidir. Genetik yatkınlık ve çevredeki allerjenin bir araya
gelmesi ile önce vücutta bebeklik döneminden itibaren bir duyarlılaşma oluşur.
Bu duyarlılık sonucu bağışıklık sistemi normalde bu maddeye karşı salgılamaması
gereken İgE adında bir antikor salgılar. Eğer allerjen vücuda bir daha ulaşırsa
hemen onu tanır ve çok şiddetli bir reaksiyon verir.
Bu reaksiyon sırasında bağışıklık sisteminden salgılanan binlerce madde
allerjenin etki yarattığı organda anormal şiddette bir alerjik yangı oluşturur
ve hastalık bulgularının ortaya çıkmasına neden olur. Bu alerjik yangı eğer
burunda ise hapşırma, burun akıntısı, burun kaşıntısı, gözlerde yanma-sulanma
ile karakterize olan saman nezlesine, akciğerde broşlarda ise hırıltılı nefes
alıp verme, nefes darlığı ve koyu balgam çıkarma ile ortaya çıkan alerjik bronş
astımına, deride ise kaşıntı, kızarıklık ve kuruluğa neden olan alerjik
egzemaya, barsakta ise karın ağrısı, ishal, kusma ve barsaklar dışında bir çok
bulguya yol açan besin alerjisine neden olur. Bazen alerji bulguları yalnızca
ilgili organda değil, bir çok ayrı organda görülebilir. Örneğin sadece migren
tipi baş ağrıları, göğüs ağrıları, inatçı öksürük, sık sık ve uzun süreli nezle
olma ve çocuklarda büyüme geriliği gibi bulgular da alerji nedeni olabilir.
ALLERJEN: Çevremizde bulunan, yukarıdaki anlatılan neden ve mekanizmalarla
vücudumuzda alerjik reaksiyon oluşturan maddelere denir. Bu maddeler bağışıklık
sistemimizin kolayca tanıyabileceği “protein” yapısındaki organik maddelerdir.
Ancak hem bebeklikte bu allerjene karşı duyarlılık kazanmada hemde alerjik
şikayetlerin çıkmasında vücudumuzun dışa açılan yerlerine (mukoza); örneğin
deri, burun, bronşlar, barsak veya direkt olarak vücudumuza; örneğin
injeksiyonla; bir yolla ulaşmaları gerekir. Ev içi allerjenlere en iyi örnek ev
tozu akarlarına karşı olan alerjidir. Ev dışı allerjenlerine en iyi örnek polen
alerjisidir. Ev tozu akarı allerjenleri çok ufak çaplı olduğu için nefes alma
ile burunda tutulmadan bronşlara kadar ulaşır ve bronşlarda meydana getirdiği
alerjik reaksiyon ile alerjik bronşial astıma neden olur. Polenler ise daha
büyük çaplı ve ağır oldukları için nefes alırken burun bir hava filtresi görevi
gördüğü için burunda tutulurlar ve buradaki mukozada alerjik reaksiyona yol
açarak alerjik nezleye neden olurlar. Aynı şekilde gözde bir mukoza olduğu
için, buraya ulaşan allerjenler alerjik konjoktivite (göz alerjisi) neden
olurlar. Çevrede bulunan hayvan, böcek, küf mantarı, besinler, ilaçlar ve
üretim sektöründe kullanılan bir çok madde de (mesleki allerjenler) allerjen
olabilir. Allerjenler beş ana grupta toplanabilirler:
1. Çevresel allerjenler (ev tozu akarları, polenler, küf mantarları ve hayvan
allerjenleri)
2. Böcek allerjenleri
3. Besin allerjenleri
4. İlaç allerjenleri
5. Mesleki allerjenleri
Bunlar içinde en sık rastlanan ve en sık alerjik hastalığa neden olan çevresel
allerjenlerdir.
Polenler ot, ağaç ve çiçeklerin üremelerinde görevli olan çapları ortalama 5-40
mikron arasında değişen erkek gametlerdir. Polenlere ait klinik bulgular bu
bitkilerin çiçeklerini açtığı üreme mevsimi olan bahar aylarında olur. Rüzgarla
etrafa yayılan polenler alerjiden sorumludur. Bunlar sadece bitkinin bulunduğu
yerde değil kilometrelerce uzağa bile rüzgarla yayılabilir. Çayır, çimen ve
ağaç polenleri rüzgarla taşınan ve havada dolanan polenler olduğu için alerjik
nezleye (saman nezlesi) neden oldukları halde, ev içi ve dışında bulunan süs
bitki ve çiçeklerinin poleni daha ağır bir yapıya sahip olup böceklerle
taşınırlar ve alerjiye pek neden olmazlar. Bahar mevsiminin başlangıç zamanı,
havanın yağmurlu olması vb nedenlerle de havada bulunacak olan polenin çıkma
zamanı ve yoğunluğunu etkileyecektir.
Küf mantarları sıklıkla ev içinde organik eşyaların, yemeklerin, ev dışında ise
bitki ve hayvanların üzerinde yaşayan allerjenlerdir. Küf mantarları nemli,
organik besin artığı bulunan ortamlarda ürerler. Üremeleri ve etrafa spor
bırakmaları yıl boyu olabilse de en sık havaların ısındığı ve orta şiddette
rüzgarın olduğu bahar ve yaz aylarında üremeleri en üst düzeyde olur. Hem
alerjik nezle hem de alerjik astıma neden olurlar.
Bahar ve yaz aylarında böceklerin (sivrisinek ve diğer sokucu tüm hayvanlar)
ortaya çıkması ile bunların çıkartı, zehir ve salyalarına karşıda alerji
gelişir.
Bahar nezlesi (saman nezlesi), alerjik astım, kontakt dermatit, ürtiker,
alerjik konjoktivit gibi hastalıklar baharın gelmesi ile özellikle çocuk yaş
grubunda sık karşılaşılan hastalıklardır. Bahar nezlesinde burun akıntısı,
burun tıkanıklığı, aksırma, burun kaşıntısı, damak-boğaz ve kulakta kaşınma,
gözlerde sulanma-kaşıntı ve kızarıklık ile şişme, koku duyusunda azalma gibi
belirtiler görülür. Bahar nezlesi daha çok ilkbahar mevsiminde kendini gösterir
ve başlıca nedenleri arasında tahıl, ağaç, çimen, çiçek ve bitki polenleri yer
almaktadır. Bu hastalığın tedavisinde temel unsur hastanın alerji yapan
maddeden uzak kalmasıdır. Ayrıca bu tür hastalara alerji şurupları, steroidli
burun spreyleri ve anti-allerjik göz damlaları ile tedavi desteği
sağlanmaktadır. Bahar nezlesinden korunmak için pencerelerin kapatılması, her
gün çocuklara duş yaptırılması ve giysilerinin değiştirilmesi yararlı
olacaktır. Polenlerin en fazla sabah ve akşam saatlerinde yoğun oldukları
unutulmamalıdır. Bahar aylarında saman nezlesinin yanı sıra alerjik astım
(öksürük, hışıltı, nefes darlığı), ürtiker (ciltte oluşan yaygın kızarıklık,
kabarıklık ve kaşıntı) ve böcek alerjileri görülebilmektedir. Ayrıca güneşe
bağlı ürtiker (solar ürtiker) ilkbahar ve yaz aylarında görülebilen ve dikkat
edilmesi gereken bir başka alerjik durumdur.
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
|
|